'Türkiye'de Zihinsel Engelli Bireylerin Hakları' sempozyumu

İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, kararlar verilirken engelli kişiye etkilerinin dikkate alınması gerektiğini belirterek, "Mesela yeni bir ulaşım sistemi düşünülürken engelli kişilerin bu hizmetten nasıl yararlanacağının, tüketicilerin korunmasıyla ilgili bir yasa konulduğunda engelli kişilerin bundan nasıl etkileneceğinin göz önünde bulundurulması gerekir" dedi.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Tomurcuk Eğitim Kültür ve Dayanışma Vakfı işbirliğiyle santralİstanbul'da, "Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi Işığında Türkiye'de Zihinsel Engelli Bireylerin Hakları" başlıklı bir sempozyum düzenlendi.

Sempozyumda konuşan Tarhanlı, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi'ni, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 160 ülkenin onayladığını kaydetti.

Pek çok ülke tarafından tam olarak uygulamaya konulmasa da sözleşmenin, engellilerin önemli bir aracı olduğunu belirten Tarhanlı, sözleşmenin engelli kuruluşlarının katılımıyla yapıldığı için engelli kişilerin gerçek ihtiyaçlarının karşılanmasını sağladığına işaret etti.

Tarhanlı, insan hakları yasasının, her insanı hak ve özgürlükler bakımından toplumun eşit bir üyesi olarak gördüğüne değinerek, "Engelli kişiler için bu özellikle farklıdır. İnsan hakları hukuku, değişim için araçları sağlamaktadır fakat değişim otomatikman olmaz. Değişimin gerçekleşebilmesi için yetki veren araçlar ki bunlar insanlar ve insan hakları yasası tarafından sağlanmaktadır, bunların kullanılması gerekmektedir. Bu nedenle BM Engelli Hakları Sözleşmesi'ni iyi anlamalı ve bunu kullanarak olumlu bir değişiklik gerçekleştirmeliyiz" diye konuştu.

Engellilerin bağımsızlığına saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizen Tarhanlı, engelli kişilerin kendi yaşamlarının sahibi ve karar merci olduğunu dile getirdi.

Tarhanlı, hukuk sisteminin yeni paradigmanın devreye girmesine imkan tanıdığını belirterek, "Türkiye'de hala hukuk sistemi eskiye bağlıdır. Konvansiyonun üyesi bir devlet olarak Türkiye'nin değişmeyi taahhüt etmesi gerekmektedir" dedi.

Karar alınırken, yasa yapılırken insanların çeşitliliğinin hesaba katılması gerektiğini vurgulayan Tarhanlı, şunları söyledi:

"Bir karar verildiğinde, engelli kişiye etkileri göz önünde bulundurulmalıdır. Mesela yeni bir ulaşım sistemi düşünülürken engelli kişilerin bu hizmetten nasıl yararlanacağının, tüketicilerin korunmasıyla ilgili bir yasa konulduğunda engelli kişilerin bundan nasıl etkileneceğinin göz önünde bulundurulması gerekir. Eğer engelli kişilerin eşitliğine inanıyorsak ve onları toplumun üyeleri olarak kabul ediyorsak, şunu unutmamalıyız toplumun herhangi bir üyesini etkileyen herhangi bir konu, aynı zamanda engellileri de etkilemektedir. Eşitlik, dahil olmayı ve dahil olmak da ana akımlaştırmayı gerektirmektedir."

- "Engellilik alanı, koruma içgüdüsünün baskın olduğu bir alan"

İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. İdil Işık Gül de Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi'ne çekince koymadan ilk taraf olan devletlerden biri olduğunu ve bunun Türkiye'nin sözleşmeye tam olarak riayet edeceğini taahhüt etmesi anlamına geldiğini anlattı.

Türkiye'nin 2005'te Özürlüler Hakkında Kanun'u çıkardığını hatırlatan Gül, "Bu alan ilk kez yasal düzenlemeye kavuştu. O dönemki haliyle kaliteli, hakları ve özgürlükleri tanıyan nitelikte bir metin değildi ama en azından değiştirilmesini talep edeceğimiz bir yasal düzenleme vardı" dedi.

Gül, sonraki yıllarda yürütülen çalışmalar sonucunda söz konusu kanunun değişmesi gerektiği konusunda ortak kanaat oluştuğunu dile getirerek, "Sözleşmenin ruhuna ve içeriğine yakın bir yasal düzenleme gördük. Engelliler Hakkında Kanun, sözleşmeyi takip ediyor, bu nedenle aslında hükümet nezdinde olumlu bir çabanın varolduğunu söylemek mümkün, ancak yapılacak çok şey var" diye konuştu.

Düzenleme yaparken, sözleşmeyle hukuk sisteminde çatışan hükümler ve boşluk alanlar olup olmadığına bakmaya ve düzenlemelerin uygulamaya geçmesi gerektiğine işaret eden Gül, "Engellilik alanı, koruma içgüdüsünün baskın olduğu bir alan. Sivil toplum kuruluşlarının da koruma, yardım talebiyle gelmesinden, daha fazla hak ve özgürlüklerden yararlanmayı değil, daha fazla kısıtlamayı talep ettiklerini görmek mümkün. Korumak adına yapılan ise kişinin kısıtlanarak hak ve özgürlüklerinin elinden alınması" ifadelerini kullandı.

 

Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Michael Stein ise Türkiye'nin, sözleşmeye ilk imza atan ülkelerden biri olarak ABD'nin önünde yer aldığını aktararak, sözleşmenin hayata geçirilmesi için sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, avukatlar, etkilenenler ve kurumsal temsilciler arasında ortaklık gerektiğine dikkati çekti.

2011 'Türkiye'de Zihinsel Engelli Bireylerin Hakları' sempozyumu. Bu siteden verilen bilgiler, yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Teşhis konulması, tıbbi tedavi uygulanması, eğitim planlanması amacı ile kullanılamaz.
Powered by Joomla 1.7 Templates