Değerli takipçiler, bu yazıda sizleri otizmin teorik açıklamaları konusunda bilgilendirmeye çalıştım.

Öncelikle bu yazının otizmle henüz yeni tanışmış aileler için karmaşık gelebileceğini söylemek isterim.

Hepimizin bildiği gibi otizmin sebepleri henüz net olarak bilinmiyor. Bu nedenle birçok alandan uzman bu alanda çalışma yaparak bu konuya ışık tutmaya çalışıyor.

Otizmin nörolojik temelleri olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla özellikle nöro-bilimciler bu konuda çok sayıda çalışma yapmaktalar.

Bu yazıyı bu çalışmalardan iki tanesini baz alarak hazırladım:

Büyülü dünya teorisi ve öngörülü kodlama teorisi

MIT’de çalışan sinirbilim profesörü Pawan Sinha , “Otizmi olan bir kişiye, olayların sebepsiz göründüğü büyülü bir dünyada yaşıyormuş gibi görünüyor,” diyor. “Her şey büyülü ise, o zaman gerçekten büyülü şeyler bile sıra dışı gözükmez.”

Hepimizin bildiği gibi otizmli bireyler genellikle rutinlere sıkı sıkıya bağlıdırlar. Az sonra ne olacağını kestirememek onları strese sokar. Bu nedenle aynılıkları korumak isterler ve bu onları rahatlatır.

Büyüden kastımız öngörülemeyen bir sonuç olan sürpriz unsurudur. Küçük dozlarda, bu gibi durumlar zevklidir. Teori; otizmi olan bir birey için, dünyanın çok büyük bir kısmının bu özelliğe sahip olduğunu ve olayların önceden haber verilmeksizin veya belirgin bir neden olmadan ortaya çıktığını ileri sürer.

Tahmini becerilerimiz, çevremizle verimli bir şekilde etkileşime girmemizi ve gözlemleri daha önce neyin aktardığı bağlamında yorumlamamızı sağlayan şeydir. Bu beceriler olmadan, dünya kaotik görünebilir.

Bu; görünüşte stresli ortam, endişe, kontrol kaybı hissi ve genel olarak, bunalmış olma duygusu yaratıyor. Dünyayla etkileşime girme veya onu yorumlama girişimleri, önceki bağlamın modülatör etkilerinden mahrum olacaktır.

Örneğin, iletişim ve sosyal etkileşimler, bir olayın diğerini nasıl öngördüğünü öğrenmeyi gerektirir. Omuzlarından ve alçaltılmış tonundan bir omuz silkme, bir konuşmanın yakında sona erdiğini gösteriyor; yana doğru bir bakışta can sıkıntısı vardır. Fanın ritmik ritmi gibi arka plan seslerini ayarlamak, öngörücü yetenekler de gerektirir.

Benzer şekilde, stres ve duyusal bombardıman çalışmaları, tekrarlanan davranışların görünüşte tahmin edilemez bir ortama telafi edici tepki olarak ortaya çıkabileceğini göstermiştir . Sonuç olarak, sosyal etkileşimlerdeki zorluklar ve yinelemeli davranışlarda bulunma eğilimi - yüzeysel olarak ilişkili olmasa da - öngörülen ortak bir sorunun tezahürü olabilir.

Bazı araştırmacılar çevresel belirsizliğin otizmli beyine zorluklar getirebileceğini ve aşırı duyarlılık ile azaltılmış tahmin arasında olası bir bağlantı olabileceğini öne sürdü.

 Tahmine dayalı kodlama teorisi, dünyadaki deneyimlerimizin içeriden geldiğini göstermektedir. Beyinlerimiz ne göreceğimizi, duyacağımızı, dokunacağımızı, koklayacağımızı ve tadına bakacağımızı öngören bir dünya modeli oluşturur. Duyularımızın işi, içsel modelimizin gerçeklikten uzaklaşmadığından emin olmak için tahminlerimizi kontrol etmektir.

Otizmin öngörücü kodlama teorisi, otistik bir kişinin beyninin doğru tahminler oluşturmadığını ya da duyusal girdilerin bu içsel öngörü modellerini geçersiz kıldığını önermektedir. Sonuç olarak, otistik kişi dış girişe aşırı derecede duyarlıdır ve ayarlayamamaktadır. Toplumsal ipuçlarını ve iletişimi zaman içinde uygun bir yanıt üretmek için işlemeyi zor buluyorlar çünkü insanların nasıl davrandıklarına dair içsel modelleri iyi oluşmuyor.

Bu şekilde, yordayıcı kodlama, otizmin sosyal, duyusal ve diğer zorluklarını açıklayabilir.

Teoriye göre, 'kesinlik' olarak bilinen bir parametre, beynin duyusal girdi ile beklentilerimiz arasındaki uyuşmazlıklara verdiği ağırlığı belirler. Yeni bir şey öğrendiğimizde, beyin hassasiyeti arttırır ve girdiyi model oluşturmak için kullanır. Beyin modelin tamamlandığına karar verdiğinde, başka herhangi bir tutarsızlığın güvenle göz ardı edebileceği rastgele varyasyonlar olduğu varsayımıyla hassaslığı azaltıyor.

Modelleme hiyerarşiktir. Örneğin görsel sistemde geometrik detaylarla başlar ve global özelliklere ve soyutlamalara dayanır.

Biyolojik olarak, beyin glutamat, dopamin ve norepinefrin gibi kimyasal haberciler oranlarını değiştirerek hassasiyeti ayarlar . Subjektif olarak, kendimizi şaşırtıyoruz, ustalığın tatmini ve nihayet can sıkıntısı.

Otizmde, fikir böyle devam ederse, beyin hassasiyetini yeniden kalibre etmek için yavaştır. Ayrıntılara uymaya devam ediyor ama genelleşmeyi zorlaştırıyor. Teori, otizmli insanların neden sıklıkla fazla uyarılmış ve sürekli şaşırmış hissettiğini, neden rutini tercih ettiklerini ve neden başkalarını okumakta sorun yaşadıklarını açıklayabilir.

Öyleyse bu iş bitti mi?

Hiçbir şekilde. Bazı araştırmalarda otistik insanlar, nörotipik insanların yaptığı gibi kolayca tekrarlanan uyaranlara alışma, bazı yanılsamalara cevap verme ve zamanla ortaya çıkma kalıplarını ayırt etme gibi öngörü yorucu görevleri üstlenirler. Dahası, nedensellik yönü açık değildir: Bir kişinin sosyal bilişine bir anahtar atma öngörüsüyle ilgili sorunlar yerine, bir kişinin içsel modellerinin gelişimini değiştiren sosyal zorluklar olabilir.

Tahmine dayalı kodlamanın otizm için diğer teorilerle ilişkisi nedir?

Tahmini kodlama, otizmin diğer hipotezleriyle örtüşür. Bunlardan bazıları gibi, otizmi olan kişilerde beynin ayrıntılara çok fazla odaklandığını ve büyük resmi görmek için uzaklaşmaya yavaşladığını göstermektedir. Ayrıca, otizmin beyninin, genel olarak tahminlerde bulunma mücadelesinin bir örneği olarak diğer insanların niyetlerini anlamakta zorlandığını; bu fikir otistik insanların “ zihin teorisi ” ile mücadele ettiği teorisi ile tutarlıdır .

Otizmli Ayaya'nın söylemesine göre, otizmi bir dizi algısal kopukluktan oluşuyor. Örneğin, tipik insanların kolayca açlık olarak tanımladığı tüm duyumları nefis ayrıntılarla hissediyor, ancak onları bir araya getiremiyor. “Acıktığım sonucuna varmak çok zor” diyor. “Rahatsız hissediyorum, üzülüyorum veya yanlış bir şey hissediyorum. Bu bilgi birbiriyle bağlantılı değil. ”Acıktığını sık sık soluk hissettiğini ve bir şeyler ona önerdikten sonra bir şeyler yiyeceğini fark etmesi çok uzun sürüyor.

Ayrıca, konuşma zorluklarının bir kısmının, sesinin kendisine nasıl ses çıkardığı ve sesin nasıl beklediği arasındaki uyuşmazlığa bağlandı. Tojisha-Kenkyu'yu kullanan otizm çalışmasını yapan Tokyo Üniversitesi'ndeki pediatrik nörolog olan ortak çalışan Shin-ichiro Kumagaya , “ Konuştuktan hemen sonra, kendi sesi kulaklarına geri geliyor ve farkı görmeye meyilli” diyor . Etki, bir telefon hattındaki bir konuşmayı sürdürmeyi zorlaştıran yankılara benzer - Ayaya dışında, neredeyse her zaman olduğu gibi.

Ayaya'nın deneyimlerine ilişkin ayrıntılı açıklamaları, onu algılamanın en derin zorluklarından biri ile ilişkilendiren otizm hakkında ortaya çıkmakta olan bir fikrin ortaya çıkmasına yardımcı oldu: Beyin neye dikkat etmesi gerektiğine nasıl karar veriyor? Yenilik dikkat çeker, ancak neyin yeni olduğuna karar vermek için, beynin ihlal edilen önceden bir beklentisinin olması gerekir. Aynı zamanda, bu beklentiye bir miktar güven vermelidir, çünkü gürültülü bir dünyada, tüm ihlaller eşit değildir: Bazen bir sebeple şeyler olur.

Tüm bunlar otizmli bireylerin otizmden etkilenme derecelerine göre de farklılık gösterebilir tabi. Hafif otizmli çocuk banyo yapmak istediğinde bunu hemen söyleyebiliyor. Ancak ağır otizme baktığımızda banyo yapmayı çok seviyor ancak sözel iletişimle bunu ifade edemiyor. Bakıyor ki altına çiş yaptığında annesi ona banyo yaptırıyor. O da bunun sonucunda banyo yapmaya kavuşmak için çiş yapması gerektiğini düşünebiliyor. Ve evde sürekli altına çiş yapabiliyor. Öngörü bu sefer de yanlış çalışıyor…

Otizmli insanlar yeni bir araştırmaya göre, tipik yetişkinlere oranla beklenmedik olaylar nedeniyle daha az şaşırırlar. Bunun nedeni, dünyayı çok değişken olarak görmeleri ve beklenmeyenleri beklemeleri olabilir.

Araştırmacılar, basit bir resim adlandırma görevi sırasında ortaya çıkan beklenmeyen ipuçlarına tepki sürelerini ölçtüler. Tipik yetişkinler bu tür sürprizlere cevap olarak duraklarlar. Fakat otizmi olan insanlar daha az duraklar ve tuhaf ipuçlarını kaydetmediklerini gösterir.

“Bu bulgular otizmi olan bireylerin çevresel değişimleri diğerlerinden çok daha farklı bir şekilde öğrendiklerini ve tahmin ettiğini gösteriyor” diyor Geraint Rees’in çalışmalarını yapan University College London’daki doktora sonrası araştırmacı Rebecca Lawson .

Büyülü dünya teorisi, otizmin farklı yönleri arasında ortak bir konu bulma çabasıdır. Ancak herhangi bir bilimsel teori gibi - bunun yanlış olabileceğini de kabul etmek zorundayız.

Belki de otizm, her biri kendine özgü bir nedeni olan birçok ayrı özelliğin takımyıldızıdır. Ancak, bilime çok iyi hizmet eden insanların temel prensibi, olası sebep ortaklıklarını keşfetmeyi savunuyor.

Otizmdeki öngörücü bozulma teorisi doğruysa, otizm teşhisini güçlendirmek ve tedavileri tasarlamak için büyük önemi olacaktır. Yanlış olduğu ortaya çıksa bile, yol boyunca toplayacağımız veriler bu karmaşık durumun gerçek doğasını daha iyi anlamamıza yardımcı olacak  ve otizmin büyülü dünyasının arkasındaki gizemden biraz daha aralanacaktır.

27.07.2019

Berat ÇELİK

Saygılar.