Duyusal entegrasyon

Kategori: Otizm yazılarım


Değerli okuyucular; bu yazıda son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz -duyusal entegrasyon- üzerinde durmak istiyorum.

Duyu bütünlemesi ve duyu bütünleme problemleri ile ilgili temel bilgileri anlamak çok önemlidir. 

Bir çocuğun gelişiminde normal gelişimi ya da doğa ananın planının nerelerde aksadığını görmek anlamında duyuların önemi büyüktür. Bu nedenle öncelikle duyularımızı tanımakla işe başlayabiliriz.

Duyular

Duyu bütünlemesini anlamak için öncelikle duyularımızı anlamak gerekir. Duyularımız bize doğru işlevsellik gösterebilmek için ihtiyacımız olan çevresel bilgiyi verir. Duyularımız vücudumuzun hem içinden hem de dışından gelen bilgiyi alırlar. Yaptığımız her hareket, yediğimiz her lokma, dokunduğumuz her obje bize duyum sağlamaktadır.
Bazen duyularımız bize çevremizde yolunda gitmeyen şeyler hakkında bilgi verirler. Tehlikede olduğumuzu farkeder ve savunma tepkileri veririz. Çok fazla ya da yanlış türden uyaranlar karşısında geri çekilmek de gayet doğaldır. Mesela boynumuzda bir tarantula gezdiğini hissedersek, “kaç ya da savaş” tepkilerinden birini vereceğimiz aşikardır.
Bazen de duyularımız bize her şeyin normal gittiği bilgisini verir. Güvende ve tatmin olmuş hissederiz; bu durumu yaratan uyaranları daha çok ararız. Örneğin bir parça çikolatanın tadı bize öyle çok keyif verir ki; durmadan çikolata yemek isteyebiliriz.
Sıkıldığımız zamansa daha çok uyaran ararız. Örneğin bir beceriyi iyice öğrendikten sonra bir adım ilerisine geçmek isteriz. Patenle ayakta durmayı öğrendikten sonra,  figürlerle kaymayı öğrenmek istemek gibi...
İşini iyi yapabilmek ve uygun tepkiler vermemizi sağlamak için duyularımızın bir işbirliği içinde çalışması gerekmektedir. Beraberce beyne gönderecekleri bilgiyi tasarlayıp, beynin de gelen bilgiyi en iyi şekilde işlemlemesini sağlamaya çalışmalıdırlar. Çünkü beynin işlemlemesi iyi olduğunda biz de iyi işlev göstereceğizdir.

Uzak Duyular

Çoğumuzun bilmediği kadar çok sayıda duyumuz vardır. Birçoğumuz sadece beş duyuya aşinayızdır: Görme, işitme, koku alma, hissetme ve tad alma. Bu duyular uzak duyular olarak adlandırılabilmektedir. Çünkü vücudumuzun dışından gelen, onu dışarıdan etkileyen, dış uyaranlarla ilgili bilgiyi beyne taşımaktadırlar. 
Bizler, uzak duyularımızın bilincindeyizdir ve üzerlerinde bir miktar da kontrolümüz vardır. Mesela kalabalık bir resimde kendi resmimizi seçebiliri, ya da hoş olmayan bir sahne karşısında gözlerimizi kapatıp onu görmemeyi tercih edebiliriz. Olgunlaştıkça beynimiz uzak duyularımızı uzmanlaştırır ve böylelikle etrafımızdaki dünyaya tepki verebiliriz.

Yakın Duyular

Duyularımızı düşününce aklımıza ilk olarak uzak duyularımız gelmektedir. Daha az tanıdıklarımız ise yakın ya da gizli duyularımızdır. Çünkü bu duyularımızın bilincinde değilizdir, onları kontrol edemeyiz ya da doğrudan gözlemleyemeyiz.
Yakın duyularımız hayatta kalmamız için çok gereklidir ve vücudumuzun içinde olup bitenler hakkında tepki ve bilgi vericidirler. Kendilerine ait bir zihinleri vardır. Bu sayede vücudumuzu işler halde tutarlar.
Uzmanlar, yakın duyularımızı şu şekilde sınıflandırmışlardır:

  • Taktil Duyu: Dokunma ve dokunulmayla ilgili bilgiyi işlemler. Bilgi temel olarak deriden gelir.
  • Vestibüler Duyu: Hareket, yer çekimi ve denge ile ilgili bilgiyi işlemler. Bilgi temel olarak iç kulaktan gelir.
  • Proprioseptif Duyu: Vücut pozisyonu, vücudu mekanda konumlandırma ve vücüt bölümlerinin kontrolü ile ilgili bilgiyi işlemler. Bilgi temel olarak kaslardan, bağ ve eklemlerden gelir.

Bu iç duyu çok önemlidir. İnsan gelişiminde oldukça temel bir görev üstlenmişlerdir. Sadece bu yakın duyular etkin olarak işlev gördüklerinde çocuk diğer duyularını da dış dünyaya çevirebilecektir. 

DUYU BÜTÜNLEMESİ NEDİR?

Duyu bütünlemesi günlük hayatta kullanılmak üzere vücudumuzdan ve dış dünyadan gelen bilginin merkezi sinir sistemindeki nörolojik organizasyonu işlemidir. Merkezi sinir sistemi ise sayısız nörondan, omurilik ve beyinden oluşmaktadır.
Merkezi sinir sisteminin temel görevi duyularımızı birleştirmektir. Sinir sisteminin %80’inden fazlası duyusal girdiyi işlemleme ve organize etme görevindedir. Bu yüzden beynimiz bir duyusal işlemleme makinesi olarak da tanımlanabilmektedir.
Beynimiz etkin olarak gelen duyusal bilgiyi işlemlediğinde uygun ve otomatikleşmiş tepkiler verebiliriz. Çünkü beynimiz duyusal mesajları modüle etme konusunda uzmanlaşmıştır. Modülasyon ise, beynin kendi aktivitesini kontrol etmesini ve bizim aktivite seviyemizi ayarlamasını tanımlayan bir terimdir.


Aktivite seviyemiz ise zihinsel, fiziksel ve duygusal davranışlarımızda kendini gösterir. Seviyesi yüksek, alçak ya da ortalarda bir yerlerde olabilir. Örneğin bir çocuk ilginç bir fen dersine  konsantre olduğunda zihinsel aktivite seviyesi yüksek olabilir. Aynı çocuk, tarih dersinin ne kadar sıkıcı olduğunu düşünüyorsa o esnada  aktivite seviyesi düşük olacaktır. Hareket ettiğinde fiziksel aktivite seviyesi yüksek, uyuduğu sırada ise düşük olacaktır. Tehtid altında ya da heyecanlı hissettiğinde duygusal aktivite seviyesi yüksek; günlük rutinlerini gerçekleştirirken ise düşük olacaktır.
Modülasyon, merkezi sinir sistemine gelen duyusal bilginin akışını kontrol eder. Beyin tüm duyusal sistemlerimizin düğmelerini açıp kapatarak bunların beraber çalışmalarını ve bizleri “normal” içinde tutmalarını sağlar.
Her günün her dakikası milyonlarca duyum alırız. Bunların çoğu o anki konumumuzla bağlantılı değildir. Bu yüzden beynimiz bunları inhibe eder.


İnhibisyon, duygusal girdi ile bunun sebep olduğu davranışsal çıktı arasındaki bağlantıları azaltan nörolojik sürecin adıdır. İnhibisyon iyi ve sağlıklı bir şeydir. O olmadan önemli- önemsiz, tüm uyaranlara ilgimizi yöneltmek zorunda kalırdık. Örneğin, derimize deren havaya ya da adım attığımızda değişen dengeye tepki vermek anlamsızdır. Biz de inhibisyon mekanizması sayesinde bu tip mesajları değerlendirmeye almak zorunda kalmayız.
Bazı mesajlar bize şimdi anlamsız gelebilir ama bir an için anlamlı gelmiş de olabiliriler. Bu tip mesajlarla karşılaştıkça beynimiz onları otomatik olarak geri çevirir çünkü onlar artık alışılmadık şeyler olmaktan çıkmışlardır. Bu sürecin adı da “habitasyon” (adet haline gelmiş şey) olacaktır.


Oysa anlamlı mesajlar vardır ve biz onlara dikkat etmek zorundayızdır. Bunların bir kısmı olumlu duyumlar olacaktır. Örneğin, sallanan koltukta ritmik olarak sallanmak gibi... Diğerleri ise negatif duyumlardır: Midemiz bulanana kadar dönmek gibi.. Bu mesajlara fasilitör, yani kolaylaştırıcı adı verilmektedir.
Fasilitasyon, duyusal girdi ile davranışsal çıktının bağlantısını kontrol eden nörolojik bir süreçtir. Buna göre eğer anlamlı ve faydalı bir şey yapmaktaysak, beynimiz devam et mesajını verecektir.


İnhibisyon ve fasilitasyon dengeli çalıştığında, bir evreden diğerine problemsiz geçiş yapabiliriz. Evre, burada dikkat derecemize, duygu durmumuza ya da motor tepkilerimize gönderme yapan bir kavramdır. Bu sayede dikkatsizlik halinden uyanıklığa, asık suratlılıktan gülümsemeye, rahatlıktan harekete hazırlığa geçiş yapabiliriz. Modülasyon, hayatımızın her evresinde kendi kendimizi nasıl kontrol ettiğimiz gösteren bir kavramdır.


Bir örnekle duyu bütünlemesinin nasıl çalışmakta olduğunu inceleyelim. Diyelim ki kanepede oturmuş, günlük gazeteyi inceliyorsunuz. Koltuğun döşemesinin teninize değişini, dışarıdan geçen arabayı ya da ellerinizin pozisyonunu önemsemiyorsunuz.  Bu duyusal mesajlar size göre  o an konu dışıdır ve cevap vermeye de gerek yoktur.
Sonra çocuğunuzun yanınıza gelip size “Seni seviyorum!” dediğini düşünelim. Görme, işitme, dokunma, hareket ve vücut pozisyonuyla ilgili tüm duyularınız birdenbire harekete geçer, uyarılırlar. Tüm vücudunuzdaki duyusal alıcılar bu mesajı alırlar ve merkezi sinir sisteminizdeki duyu nöronları sayesinde bu bilgi beyninize gider.
Bu duyusal mesaj, sizin için konu dışı değildir. Çok kısa bir nörolojik süreç ile beyniniz bu bilgiyi analiz eder, birleştirir ve bütünleştirir.
Daha sonra, beyniniz motor sinirler ile vücudunuza geri mesajlar gönderir.  Bu sayede de bir duyusal- motor tepki oluşturabilirsiniz.
Tepkiniz, bir kahkahanın eşlik ettiği bir cümle olabilir: “Ben de seni seviyorum tatlım!”
Tepkiniz bir duygu ile birlikte, bir ilgi fışkırması şeklinde cereyan edecektir.
Ayrıca kendinizin ve çocuğunuzun ve çocuğunuzun neree olduğunu bildiğiniz için ona ulaşmanın da ne kadar süreceğini bilirsiniz. Güzel bir kucaklaşma için ne kadar kuvvet uygulamak gerektiğini de hesaplayarak hareki tepkinizi ortaya koyarsınız: Gazetenizi bırakır, çocuğunuza yönelir, kollarınızı açar ve onu kucaklarsınız.

Duyu Bütünlemesi Sorunsuz İşleyen Çocuk:

  • 7 yaşındaki Ayşe, teneffüste arkadaşları ile kaldırımda oturmuş, kart oyunu oynamaktadır. Kaldırımın soğukluğunu önemsemez çünkü oyun daha fazla ilgisini çekmektedir. Elleri üşüdüğü için oyunu iyi oynayamamaktadır, çünkü kartları doğru tutamamaktadır. İlk başarısız olduğunda hayal kırıklığına uğrar. İkincisinde rahatsız olur. Üçüncüsünde ise çok sinirlenir ve ayağa kalkıp “Ben ip atlamaya gidiyorum!” der. Bir kaç dakika ip atlamak onu ısıtır ve sakinleştirir. Teneffüs bitince Ayşe sınıfına döner ve öğle saatine kadar derslerine karşı ilgisini muhafaza eder.

Duyu Bütünlemesi Bozukluğu Olan Çocuk:

  • 7 yaşındaki Fatma  da teneffüste kaldırımda oturmuş arkadaşları ile kart oyunu oynamaktadır. Ancak Fatma oyuna bir türlü konsantre olamamaktadır çünkü kaldırımın soğukluğu onu çok rahatsız etmektedir. İlk iki turda biraz sorun yaşar, tekrar tekrar dener ancak ellerini bükememektedir. Birden patlar ve bağırır: “Bu oyundan nefret ediyorum!” Ayağa fırlar, kartları tekmeler, bir yandan uzaklaşırken bir yandan da kontrol edilemez şekilde bağırıp ağlar. Günün geri kalanında mutsuzdur, sakinleşip derslerine konsantre olamaz. Ayrıca öğlen yemeği yemeyi de reddeder.

 

Merkezi sinir sisteminin hiç bir parçası tek başına çalışmaz. Mesajlar bir bölümden diğerine ileri- geri gidip gelmek zorundadır ki; dokunma görmeyi, görme dengeyi, denge vücut farkındalığını, vücut farkındalığı hareketi, hareket de öğrenmeyi destekleyebilsin. Ancak duyusal mesajlar ve motor mesajlar eşgüdümlü olarak girip çıktığında, ihtiyacımız olan şeyleri yapabilme fırsatına sahip olabiliriz.
Beynimiz duyusal algıyı işlemlemede ne kadar usta ise, davranışsal tepkimiz de o derece etkili olacaktır. Tepkimizin etkisi arttıkça da yeni duyusal mesajları almak ve duyu bütünlemesinin devamlılığını sağlamak için daha fazla geri bildirim edinmiş olacağız.

Eşgüdümlü Duyu- Motor Tepkilere İki Örnek: 

Korna Çalışı:
Duyusal Girdi: İşe doğru yürürken,  müzik çalarınızdaki şarkıya dalmışsınız. Bir yol ağzına geldiğinizde durup iki yanınıza bakıyor ve yolun, karşıya geçmek için güvenli olduğu kararına varıyorsunuz. Adımınızı atmışken, bir korna sesi duyuyorsunuz. İşitme duyunuz sesle ilgili duyumları alıp, mesajı beyninize yolluyor.
Nörolojik İşlemleme:  Birdenbire müziği duymaz oluyorsunuz. Şimdi beyninizin daha önemli bir ödevi var: Diğer tüm ilişkisiz sesleri filtreleyip, yeni mesajı analiz ederek sesi bir tehlike sinyali olarak değerlendirmek ve kullanılmak üzeregerekli bilgiyi organize etmek.
Motor Çıktı:  Beyniniz en uygun motor tepkiyle nasıl tepki göstermeniz gerektiğini size söyler. Yapmanız gerekeni yapar ve geriye doğru sıçrarsınız.

Ekşi Erik:
Duyusal Girdi:  Sulu, etli ve tatlı gözüken bir erik alıyorsunuz. Bir ısırıktan sonra fark ediyorsunuz ki tahmininiz yanlış; erik oldukça ekşi. Tat alma duyunuz beyninize bir mesaj gönderiyor.

Nörolojik İşlemleme: Beyniniz “ekşi” hissini zararlı bir şey olarak değerlendiriyor ve duyusal mesajı, bu şekilde kullanılmak üzere düzenliyor.
Motor  Çıktı: Beyniniz ağsınızdaki kaslara nasıl tepki vereceklerini söylüyor ve lokmanızı tükürüyorsunuz. Bir dahaki sefere daha dikkatli tercihler yapmanız gerektiğini kendinize hatırlatıyorsunuz.

Genellikle bir çocuk okula gitmeye hazır olana kadar yetkin bir duyusal bütünlemeye sahip olmuş olur. Ancak bu oluşum tek bir seferde gerçekleşmeyecektir. Çocuğun gelişim aşamalarında kendi duyularını inşaa etmesi gibi, duyusal bütünleme de safhalardan meydana gelmektedir.

Buraya kadar çocuklardaki duyusal bütünleme sorununun ne demek olduğunu   Psk. Rana Çepelioğullar’ın bu yazısıyla öğrenmiş olduk.

Şimdi de bu durumun otizmi nasıl etkilediğine bakalım.

1960’ların başında, Dr. Jean Ayres bazı çocuklarda, duyular yolu ile gelen bilgilerin sinir sistemi tarafından değerlendirilmesinde problem yaşandığı teorisini ortaya atmıştır. Duyu entegrasyon bozukluğu yaşayan çocukların belirtileri sıralandığında, bunların otistik çocuklarda da görüldüğü bu nedenle bu bozukluğun otistik çocuklarda da bulunduğu fikri desteklenmektedir.

Duyu organlarımızla gelen bilgilerle, çevremizi ve kendimizi algılarız. Dokunma,tat alma, koku, görme, işitme, proprioseptif (kas eklemler ve bağ doksu ile algılanan pozisyon duyusu) ve vestibüler (iç kulaktaki duyu organları ile algılanan, hareket, denge ve yerçekimi ile mesajları alan) duyular aracılığıyla alınan uyaranlar ile merkezi sinir sistemine pek çok bilgi iletilir. Merkezi sinir sistemimiz, beyin ve beynimizin vücudumuz ile ilişkisini sağlayan omurilikten oluşur. Görevi, iletilen bilgileri organize etmek, gelen bilgiler arasında bağlantı kurmak ve parçalardan bir bütün oluşturmaktır. Bir tek duyudan alınan mesajlar öğrenmemiz için yeterli değildir. Çeşitli duyuların sağladığı bilgiler arasında ilişkili olmalıdır. Örneğin, dokunma duyusu ile alınan mesajlar görmeye, görme duyusu ile alınan mesajlar dengeye ve vücudun farkında olunmasına, bu da öğrenmenin gerçekleştirilmesine yardımcı olur. Mesajlar arasında bağlantı kurulması, yani duyu bütünlemesi sayesinde beynimiz bizim çeşitli beceriler kazanmamızı ve öğrenmemizi sağlar. Çocuğun ayakkabısını bağlamayı öğrenmesi için ayakkabı bağını görmesi, ona dokunması, kendi parmak hareketlerini kontrol edebilmesi, kendine anlatılanları dinlemesi, dengesini bozmadan çömelerek belli bir pozisyonda ayakkabısını bağlaması gerekmektedir. Bu sayılan duyuların çoğundan gelen mesajların birbiriyle bağlantısının yani duyu bütünlemesinin olması gereklidir. Tüm bu kapasiteler insanda bilinçdışı bir şekilde oluşmaktadır. Bunun yanı sıra, yine bilinçdışı şekilde sinir sistemimize sürekli olarak kaslarımızdan bilgiler aktarmaktadır. Bu algılar ise basınç, hareket, vücut pozisyonu ve yerçekimi kuvvetidir. Bu da bizim vücudumuzu algılayışımızı, uzay içindeki duruşunu, vücudumuzun aldığı pozisyonları ve başka objelerle ilişkisini değerlendirmemizi sağlar. Tüm bu algıların normal olarak işlemesi, bizim makasla kesme işi yaparken veya saçımızı tararken her hareketimizi tek tek düşünmeden zorunda kalmadan yapmamızı sağlar.

Duyu Bütünlemesi Bozukluğu: Duyu bütünlemesi bozukluğu olan çocuklar algıladıklarını bütünleştiremezler ve parçalardan bir bütün oluşturamazlar. Otistik özellikleri olan çocukların çoğunda duyu bütünlemesi bozuklukları görülür. Vestibüler uyaranları bütünleme güçlüğü yaşayan çocukların, günlük yaşamda yerçekimine güvensiz ve savunmacı davranışlar geliştirdiği görülür. Örneğin, merdivenin son basamağına atlayamaması, kaldırım taşı üzerinde yürüyememesi, merdiven korkuluğuna sıkıca tutunmadan inip çıkamaması, oturduğu sandalyenin başkası tarafından hareket ettirildiğinde aşırı derecede korkması gibi.

Otizmde de görülen duyusal entegrasyon bozukluğu belirtileri şöyle sıralanabilinir;


Ø Dokunma, hareket, ses ve görüntüye aşırı duyarlılık: Katı gıda yeme problemi, bazı seslerde kulak tıkama, genelde çocukların hoşuna giden havaya atılma gibi fiziksel oyunlardan korkma bu alanla ilgili ve aynı zamanda otistik çocuklarda görülebilen davranışlardır.
Ø Duyusal uyaranlara karşı duyarsızlık: yukarıdaki örneklerin aksine bazı çocukların acı, ısı gibi şiddetli uyaranlara duyarsız kalması gibi durumlar buna örnek verilebilir. Bazı çocuklar bu iki uç durum arasında gidip gelebilirler.
Ø Aktivite seviyesinin normalden çok daha az ya da fazla olması: Otistik çocukların bazılarında görülen sürekli bir yorgunluk, zor harekete geçebilme hali ile diğer uçta sürekli hareket halinde olup bir türlü oturtulamayan çocuklar örnek olabilir.
Ø Koordinasyon problemleri: Genelde çoğu otistik çocuklar çok iyi bir dengeye sahip olabildikleri halde basit bir işi örneğin makas ile kesmeyi öğrenmekte güçlük çekebilirler.
Ø Konuşma lisan, motor becerilerde gecikme ve akademik başarıda zayıflık: Erken çocukluk döneminde konuşma problemi, okul yıllarında da öğrenme ve okul problemleri, en sık rastlanan durumlardır.
Ø Davranışlarını organize etmekte güçlük çekme: Bazı otistik çocuklar genellikle yıkıcı ve dürtüsel davranışlara sahip olabilir. Belli bir işi yaparken plan kurmakta, yeni bir duruma uyum sağlamakta güçlülük çeker.

Duyu Bütünlemesi Terapisi: Tek başına bir eğitim yaklaşımı değildir. Duyu algılamalarında farklılık olan otistik çocukların, doğru tepki verebilmeleri, kendilerini tanımaları, bulundukları mekân içinde kendileri algılamaları, çevrelerinin farkında olmaları ve hareketlerini kontrol edebilmeleri sağlanarak, öğrenme için gerekli ortam hazırlanır. Duyu bütünlemesi terapisi, dört yıllık bir yüksek öğrenim programını tamamladıktan sonra konusunda lisans üstü eğitim, seminer ve sertifika programlarına katılmış, bu konuda deneyimli uğraşı terapistlerince uygulanır. Özel tekniklerle, otistik özellikleri olan çocuğun ihtiyaçları doğrultusunda duyuları uyarılarak beynin mesajları organize etmesine yardım edilmektedir. Bunun için geniş bir oda içinde çeşitli büyüklükte terapi topları silindir şeklinde yastıklar, tavandan asılan serbest sallanan salıncaklar, altına tekerlekler yerleştirilmiş platformlar... v.b kullanılabilir. Çocuğun yaşına uygun ve eğlenceli çeşitli fiziksel etkinlikleri içeren tedavide, terapist ortamı kontrol ederken, çocuğun kendi yaptıklarını kontrol etmesi beklenir. Uygulanılan teknikler arasında, çocuğun vücut pozisyonunu değiştirme, sallama, yuvarlama, fırlatma, üstüne binme, döndürme ...v.b etkinliklerin yanı sıra, çocuğu pamukla dokunarak uyarma, ovma ve fırçalama gibi direkt dokunsal uyaranlar verilmesi de vardır.

 Dr. A. Jean Ayres geliştirdiği duyusal bütünleme terapisinde 3 asal duyu üzerinde yoğunlaşmıştır ( Ayres, A. J., 1979): Takdil (dokunma), vestibüler (işitme, denge) ve properioseptif (kaslar ve tendonlar). Takdil sistemin nöronları derinin hemen altında bulunur ve beyne mesajlar gönderirler. Bu mesajlar hafif dokunuş, ısı, acı ve sıkıştırma gibi hislerdir. Bunlar kişiye çevre hakkında bilgi verirler. Bu sistemdeki sorunlar kişinin dokunulmaya karşı direnç göstermesini, bazı yemekleri yememesini, bazı kıyafetleri giymemesini, ellerini yıkamamasını ellerini hiçbir şeye sürmemesini (yapışkan, kir, toz , boya, ıslak bez) ve ellerini kullanmamasını acıya karşı hissizmiş gibi davranmasını, içe dönük yaşamasını (izole olmuş bir şekilde), genel irrite halini ve hiperaktif olmasını sağlar. Vestibüler sistem iç kulaktaki yarım daire kanallarıyla ilgilidir ve başın dönme ve eğilme hareketlerini kontrol eder. Proprioseptif sistem kasların ve tendonların kullanımıdır. Bu sistem insanın nerde (ör: sandalyede mi?) olduğunu söyler. İnce motor hareketlerinin yapılmasını sağlar, kalem tutup yazmak, kaşıkla çorba içmek, düğme iliklemek bu sistemin doğru çalışmasıyla lur. Bu sistemde problem olursa, kişi düşer, boşlukta vücuduna doğru pozisyonu veremez, bebeklikte doğru emekleyemez, çıt çıtları yapamaz ve yemek yemesi düzgün olmaz. Diğer bir başka sorun ise motor plan yapamazlar. Duyusal bütünleme problemi olan insanlar, çabuk yorulurlar, ince ve büyük motor koordinasyon sorunları olur, planlama yapamazlar, konuşma/lisan problemleri olur ve okul sorunları 8akademik eğitim) olur.

Amerika’da Ayres kliniği 1979 yılında Jean A. Ayres tarafından kurulmuştur ve Sensory Integration International ile duyusal entegrasyon bozukluğunun terapisine öncülük etmektedir. Ayrıca yine Amerika’ da bulunan Therapeutic Associates , İsrail’de ELEM Enstitüsü, terapilerinde duyusal bütünleme tedavi yöntemlerine büyük önem vermektedirler.

Duyu bütünleme terapisiyle, merkezi sinir sisteminin duyular arasında gerekli bağlantıları kurabildiği söylenilmektedir. Duyu bütünleme terapisi, çocuğun çevresiyle daha uyumlu olmasını, dışarıdan gelen uyaranlara karşı gerçekçi tepkiler vermesini, içinde bulunduğu mekanı algılamasını, vücudu üzerinde hakimiyet kurmasını, kendini tanımasını ve doğru öğrenmesini sağladığı öne sürülmektedir.

Duyu bütünleme terapisi, çeşitli fiziksel etkinliklerden ve duyu diyetinden oluşur. Fiziksel etkinlikler, vücudun bazı bölgelerine yapılan masajları ve denge, yuvarlama, döndürme, sürükleme, sallama vb. hareketleri içerir. Duyu diyeti, içinde bulunulan ortamın duyuları uyaracak biçimde düzenlenmesidir. Fiziksel etkinlikler geniş bir alan içinde yapılır. Çeşitli büyüklüklerde toplar, minderler, yastıklar, salıncaklar, fırçalar, ipler, çarşaflar, pamuklar vb. araç-gereçler kullanılır.

Bu terapi DEHB, öğrenme bozukluğu, nöromotor gelişim geriliği ve yaygın gelişimsel bozukluğu (Otizm ve alt gruplarında) olan çocuklara uygulanmaktadır.

 

Ülkemizde adını sıkça duyduğumuz bir isimden fizyo-psikoterapist Ziva Rom'dan bahsetmek istiyorum biraz da...

Otizmde duyu bütünlemesi ile özel eğitimi birleştirerek “Elem Yöntemi” adını verdiği tekniği ve bilgisi ile özellikle büyüşehirlerde oldukça popüler hale gelmiştir.

Kendisi bir kesim tarafından ağırca eleştirilmekte, bir kesim tarafından çok sevilmekte, bir kesim tarafından da şüpheyle kendisine yaklaşılmakta...

 

Eleştirenlerin odak noktasında ise gördüğüm kadarıyla Ziva'nın çocuklara karşı çok sert ve katı bir tutum içinde olması yer almakta...

Ziva Rom duyusal bütünlemeyi şu şekilde anlatıyor bizlere :

Bir anne ne ister ?
Oğlu masanın yanında otursun, zeytin yesin, domates yesin ve ona anaokulunda neler yaptığını anlatsın.

Bir anne ne ister ?
Oğlu onu kucaklasın, konuşarak ona seni seviyorum desin.

Bir anne ne ister ?
Oğlu dolaşırken ona elini versin ve sorsun neden güneş doğudan doğar ve batıdan batar ?

Bir anne ne ister ?
Oğlu ağladığı zaman neresini vurduğunu söyleyebilsin.

Fakat onun bu küçük çocuğu masanın yanında oturmuyor, bütün gün etrafta koşturuyor, tuhaf hareketler yapıyor, sözünü dinlemiyor, onu çağırdığı zaman cevap vermiyor. Yukardan aşağı küpleri atıyor ve düşüşlerini izliyor yada masaya devamlı vuruyor.

Bir ağaç ektiğinizde, ağaç köklerini uzatır toprağa doğru ve kökleriyle yemek ve su arar, büyümek için. Buna karşılık insanoğlunun gidip yemeği kendi araması lazım. Hayvan avlaması yada yetiştirmesi lazım. Buğday, domates yetiştirmesi ve kuyu kazması lazım, su almak için. Kendine ev inşa etmesi lazım, yırtıcı hayvanlardan korunmak için. Kendine kıyafet yapması lazım, soğuktan ölmemek için. Yani insanın çevresini çok iyi tanıması lazım. Ve kendini çevreye göre organize etmesi lazım. işte bütün bunların mesulü duyularımızdır. Duyular bize çevreyi anlatır. Görüyoruz, duyuyoruz, hissediyoruz ve bu şekilde etrafımızda kendimizi buluyoruz.

Yenidoğan annesinin kucağında vücut sıcaklığını hisseder, kafasını kaldırır ve süt emer. Yani hareket bebekte ilk olaydır. Yani hareketin gelişimi çocuğun ilk gelişimidir. Yani duyular ve hareketler insanın gelişiminin temelidir. Bebek sütü emdikten sonra elini uzatır ve oyuncak alır. Bu şekilde dünyayı tanımaya başlar. Anne bir an dışarı çıkar, ve o gözleriyle onu bekler, dönene kadar. Onu gördüğü an onun gözlerine bakar. Gözleri onun gözleriyle karşılaşmayı, teması bekler. Ve bu şekilde göz teması ortaya çıkar. Annenin arkasından emekler. Birdenbire ekmek görür. Elini uzatıp ekmeği alır ve yer. Çocuk, gelişiminin ilk iki yılında devamlı çevresini öğrenir. Her eşyanın neye yaradığını öğrenir, nerede olduğunu öğrenir. Ailesi hakkında öğrenir, anne-baba-anneanneyi öğrenir. Yürümeyi öğrenir, koşmayı öğrenir. Yalnız yemeyi öğrenir. Ve o zaman kızlar 2 yaşında, erkekler 2 yaş 3 aylık konuşmaya başlar.

Çocuğun konuşmasını mı istiyoruz ? Hareketle başlayın. Ve hareket duyusal motor çalışmasıdır.Otistik çocuğun çok problemi vardır. Dinlemez, yeni şeyler öğrenmez, eşyaların nerde durduğunu bilmez. Belki akıllıdır. Fakat aklını kullanmasını bilmiyordur. Konuşmuyordur. Ve anneyi hakikaten sevmiyordur. Nerden başlamak lazım o zaman ?
Bütün anneler çocuğu konuşsun ister. Fakat konuşmak için; ne hakkında konuşmamız gerektiğini bilmemiz lazım, ne zaman konuşmamız gerektiğini bilmemiz lazım, ne kadar konuşmamız gerektiğini bilmemiz lazım, kime konuştuğumuzu bilmemiz lazım. ve bizim çocuğumuz anneyi dinlemiyordur ve annenin onu terbiye etmesine müsaade etmiyordur. Nerden başlamak lazım ? Düzen nedir? Ev inşa ettiğimiz zaman önce temelden başlarız.
Önce temeli yaparız sonra duvarları çekeriz, blokları koyarız ve ondan sonra pencereleri ilave ederiz., damı ilave ederiz ve halıları satın almaya başlarız. İnsanların temeli hareketle başlar. Bu yüzden mecburuz, mecburuz, mecburuz, hareketle başlamalıyız, duyusal motor sisteminin konuşmayla alakası yokmuş gibi görünse bile.
Konuşma harekettir. Ağzımı açıp kapatıyorum, kıpırdatıyorum. Anlama duyusaldır. O zaman duyusal motor çalışması!

Anneyi dinlemek için ne yapmak lazım? Dikkat gerek. Dikkati ne verir? Duyusal motor sistem çocuğa dikkat verir. Devamlı bulaşık yıkayan anne hiç uyuyakalmayacaktır ama televizyon başında uyuyan baba uyuyakalabilir. Dikkati kazanmamız için hareket lazım. Otistik çocukların en zayıf yönleridir duyuları, yani evin temeli iyi değildir. Bu pencere değiştirmeye benzemiyor, damdan kopan kiremiti değiştirmeye benzemiyor. En temeldeki demirler iyi değil. Başlangıç iyi değil.

Çocuğu ne iyi bir talebe yapar? Duyusal motor sistemi bundan mesuldur. Çünkü çocuğun iskemlede oturması gerekir, öğretmenini dinlemesi gerekir, ve onun dediğini yapması gerekir. Bütün gün boyunca. Devamlılık! Ve devamlılık duyusal motor sisteminde oturmaktadır. Bize çevrede problem çözme olanaklarını ne sağlar? Giyeceğimiz çorabı bulmak, tişörtümüzü giymek, yemek yapmak. Duyusal motor sistem!
Hareketsiz hayat yoktur. Ağaç hayatı boyunca aynı yerde durur. İnsan hareketsiz yaşayamaz. Ve otistik çocukların hareketi iyi değil. Hareketi iyi değil çünkü çocuğun duyuları iyi değil. Amacına ulaşmak için hareket yapmıyor. Uyarım ( amaçsız, yönsüz hareketler) yapıyor. Yalnız duyular bizim etrafımıza, çevremize bağlanmamızı sağlar. Duyusal sistemde bir çok yön vardır. Duyusal motor sistem sayesinde çocuk kendi vücudunu tanır. Duyusal motor sayesinde çocuk etrafını programlamayı, planlamayı öğrenir. Bir yerden bir yere nasıl gidileceğini, neyle oynayabileceğini, duyusal motor sistemi sayesinde öğrenir. Duyusal motor sayesinde devamlılığa varır, organizasyona varır. Çevrede problem çözme kabiliyetine varır. Duyusal motor sistemle birlikte kendi başlatma kabiliyetine varır. Duyusal motor sistemin çalışmasıyla birlikte çocuk vücudunu güçlendirir. Dolayısıyla kendi vücudunu kendi karar verdiği yere yönlendirecektir, okula, denize, parka. Bütün bu görevler duyusal motor sisteminin görevidir fakat duyusal motor sistemi çalışmak kolay değildir. Çocukla hareket yapmamız gerekir. Çocuk bazen sadece yerde yatmak ister. Vücudu o kadar zayıftır ki vücudunu tutamaz.

Otistik çocuğun çok problemi vardır. Dolayısıyla çok çeşitli tedavi yöntemleri vardır. Bazıları anlama kavrama hakkında çalışır, bazıları oksijen tedavisi gibi beyinle çalışır. Sistemleri tedavilerinin çokluğu ailelerin kafasını karıştırıyor. Fakat sonuç olarak hakiki cevap çocuğun gelişim probleminin tedavi edilmesidir. Asıl cevap gelişme şekillerini tedavi etmek. Duyusal motor sistemi de çocuğun gelişimidir. Ondan sonra konuşma gelecektir. Ondan sonra serbest oyun gelecektir. En zor tedavi edilebilir kısım insanlar arası ilişkidir. Hiç kimse insanlar arası ilişkideki problemin nerden kaynaklandığını bilmiyor. Hiç kimse anlamıyor ve bunun cevabını bulamıyorlar. Neden ocuklar onların yanında durmak istemiyorlar? Bence tamamen kafası karışık olduğundan. Çünkü duyuları ona gerekli bilgiyi vermiyor. O bizimle olmak istemediğinden değil, daha bize varmadı bile. Otistik çocukları tedavi etmeye başladığım zaman okumayı öğendiler yavaş yavaş, yazmayı öğrendiler yavaş yavaş ,konuşmayı öğrendiler yavaş yavaş, ama kımıldamadılar, hiçbir şey yapmadılar. Anneye sanki bir buçuk yaşındaymış gibi bağlı kaldılar. Ve o zaman başka çare olmadığını görünce duyusal motor sistemine geçtim.

Otizme başka cevap yoktur. Çocuğa bir gelecek istiyorsanız, duyusal motor çalışması olmadan otizmi terk etmeyecektir. 4 yıldır Yaman Özel Eğitimle çalışıyorum ve orada mucizeler ve mucizeler görüyorum. Çocukla duyusal motor çalışması yaptığımız zaman, çocuğun istekleriyle çalışmış oluyoruz. O kötü bir çocuk değil, duyularındaki problemler yüzünden kötü davranışlar gösteriyor. Duyusal motor sistem ve insanlar arası ilişki ikizidirler. Herkes benim kiminle konuştuğumu bilir. Çünkü konuştuğum kişiye vücudumla dönerim. İnsanlar arası ilişki vücut vücudadır. Belki insanlar arası ilişki bütün vücutla ilgili olduğu için sorunun kaynağını bilmiyoruz. İnsanlar arası ilişki çok zor bir bilmecedir. Ama ben zannediyorum ki vücutla çalışıldığı taktirde insanlar arası ilişki de gelişecek. Karşılıklı yapılan fiziksel taklit insanlar arası ilişki tedavisinin bir şeklidir. Sen bana, ben sana. İki insan arasında vücutla sohbet.

Bir anneye bir keresinde sordum. Hangi problemle tedaviye başlamak istersiniz? Çocuğun normal bir zekası vardı, konuşma ortaydı, ama toplum içinde uyarım yapıyordu. Anneye sordum uyarımları mı tedavi edelim ? insanlar arası ilişkiyi mi? Kızımın davranış şekli güzel değil ama beni en çok üzen beni sevmemesi, benim tepkilerime karşılık vermemesi. Ben onun için bir duvarım. Ben ona bütün hayatımı vermek istiyorum ve o cevap vermiyor, tepki vermiyor. Bugün o kız insanlar arası ilişki problemlerinden arınmıştır. Eğer ben ona seni seviyorum dersem devamlı, inanmayın, yalnız konuşma bu. Konuşma insanlar arası ilişkiyi göstermez. Hissetmez çünkü. Hissetmek de tamamen duyusal motor sisteminden gelir. İnsanlar çok şey biliyorlar ama, ne konuşacaklarını seçerler. Gerisini ise vücut diliyle anlatırlar. Ve bizim çocuklarımızda vücut dili yoktur. Duyularımızla konuşma arasındaki ilişki duyusal motor çalışmasıdır. Duyusal motor kısmıyla dil kısmı arasındaki ilişki vücuttadır, vücut dilindedir. Bebek elini uzattığı zaman beni kucağına al demek ister. Bay bay demesini öğrenmeden elini sallayarak vücut diliyle bay bay yapar. İlk basamak harekettir. İkinci basamak anlamaktır. Üçüncü basamak konuşmaktır. Dolayısıyla duyusal motor çalışması yaptığımızda, vücut dili geliştiririz, mimik geliştiririz. Duyusal motor çalışmasından sonra konuşmaya başlar. Çocuk robot gibi anlamsız konuşmayacaktır. Bu duyusal çalışma konuşma dili arasındaki köprüdür. Eğer çocuk sürekli ses çıkarma ile ilgiliyse, duyması imkansızlaşır, ve konuşması imkansızlaşır. Bu yüzden konuşma dilini geliştiremez. Ve sonuç olarak duyusal motor sistemi eğitimi birincildir. Yapılan çok zor duyusal motor çalışması bize yarını getirecektir.

 

Yine katıldığı bir organizasyonda şunları söylemekte :

 

Her çocuğa 3'er saatlik seanslarla ailelerin de katıldığı bir program dahilinde terapilerini sürdüren Rom, uyguladığı sisteme "gelişme" sistemi adını verdiğini söyledi. Bunun bir biyolojik rahatsızlık olduğunu ifade eden Rom, uygulanan sistemin aynı zamanda eğitim, öğretim ve bilgi veren bir sistem olduğunu kaydetti. Otistik bir
çocuğun da normal bir okula gidebileceğine inandığını söyleyen Rom, "Ben böyle bir sistem üzerinde çalışıyorum. Davranış programı en çok önem verdiğimiz programdır. Çocuğa iyi davranırsanız sonrasında her şeyi kolaylıkla yapabilirsiniz, yaptırabilirsiniz. Bu aşamadan sonra normal bir okula da gidebilir. 'Diğer sistemlerle aramızdaki fark nedir?' diye sorarsanız, ben bütün sistemleri alıyorum ve birbirine karıştırarak uyguluyorum. Herkes bu hastalık için farklı bir sistem sunuyor, ben artık çok yoruldum.


Herkes 'Benim sistemim en iyisidir' diyor. Ben de sonunda bir karar verdim, her sistemden iyi bir noktayı alıyorum ve bu noktaları birleştirerek, bu noktalar içinde çocuklarla birlikte ilerliyorum. Benim sistemim aileler ve terapistlerle beraber çalışmaktır. Bu şekilde çocukların ilerlemesini sağlıyoruz. Bütün gelişme noktaları üzerinde çalışıyoruz. Bunlar insanlar arasındaki ilişki, göz teması ve dans" dedi.


Uyguladıkları sistemde; dikkat programı, devamlılık, kötü davranışı indirmek, kendi uyarımını indirmek, programı enselemek gibi konuların yer aldığını dile getiren Rom, otistiklerin en önemli noktasının bu olduğunu, ayrıca dil programı, yaratıcı oyun programı, içerik geliştirme programı ve günlük program gibi konuların da ele alındığını kaydetti. Uyguladıkları programda, çocuk ne kadar ilerlerse programı da o kadar geliştirdiklerini belirten Rom, "En zor iki nokta var; bu konu çok geniştir, genellikle
zeki insanlarda görülür. Bu programı ancak akıllı ve zeki çocuklara vermek gerekir, çocukları ilerletebilmek için. Mersin'de gelen aileler genellikle bilinçli, ama ben konunun bilincinde olmayan ailelerle de çalışmak isterdim. İkinci zor nokta ise aileleri de aynı terapist gibi görüyorum, ailelere de terapi eğitimi veriyoruz, bu nokta aileler için çok zordur" diye konuştu.

TEDAVİNİN ERKEN BAŞLAMASI BAŞARIDA BÜYÜK ETKEN


Uyguladığı programı genellikle ABD'den aldığı sistem üzerine kurduğunu, California'dan Jane Arts ve Prof. Markus, Boston'dan Greşpan'dan aldığı sistemleri karıştırarak bir tedavi yöntemi geliştirdiğini ifade eden Ziva Rom, "Benim sistemim Japonlar'ın sistemine çok benzer. Burada çocuğun tedaviye erken getirilmesi çok önemli. Otistik çocuk ne kadar erken getirilirse sistemin başarılı olması da o kadar mümkündür. Özellikle erken getirilen çocuk üzerinde etkili, çok daha iyi gelişiyor. Dünyada her bin
çocuktan 6'sı otistiktir. Uyguladığım sistemde, sıkı ve sert bir çalışma yapılırsa bu 6 çocuktan 5'i normal hale gelebiliyor. Otizm çok geniş bir konu, çevreye ve topluma bağlı. Otistik çocuklar topluma karışmazlar, topluma dikkat etmezler. İnsanlar arasında yeterli ilişki yok. Bu çocukları erken tedaviye alırlarsa,  örneğin; 1.5-2 yaşında normale dönmeleri de o kadar kolay olur. Kliniğimde normale dönen çok sayıda çocuk var, yüzde 97 başarı sağladım" dedi.


6 yaşındaki kızı Melisa otizm tedavisi gören Olcay Özcan ise, kızının 4 yıldır bu rahatsızlığı bulunduğunu ifade ederek, "2003'te tanıştık bu hastalıkla ve 2003 yılı içerisinde hastalığın başlamasıyla birlikte konuşması birden kesildi, tamamen iletişimi de koptu. Biz 4 yıl tedavi gördük ve çok yol kat ettik, ancak konuşmasını hala halledemiyor olmamızdan dolayı Ziva Rom ile karşılaşmanın mutluluğu içerisindeyim. Kızımı bu eğitim merkezine getirdim, burada duyu bütünlemesi ve Ziva Rom'un bütün misyonunu
kabul eden eğitimini kabul ettiler ve bu eğitimle devam edeceğiz. Melisa bu eğitimle yeni tanışacak. Daha 1 hafta süresi var, bu eğitimi yeni yeni kavramaya çalıştıkları için hareketlere yeni başladı. Ziva Rom bize denge merkeziyle ilgili trambolin ve döner sandalye teklif etti. Bu döner sandalyeden sonra Melisa'da 25 gündür çok büyük gelişme kaydettik. Bundan çok mutluluk duyuyorum, denge merkezimizde yavaş yavaş değişiklikler olmaya başladı, Melisa değişik sesler çıkarmaya başladı" diye konuştu.
Özcan, çocuklarının bu tür rahatsızlığı bulunan ailelere de seslenerek, bunu kadercilik olarak kabul etmemelerini, mutlak tedavisinin bulunduğunu bilmelerini istedi.

Ziva Rom'la çalışan özel eğitim merkezleri şu şekilde bir sıra izlemekte genelde :

 

1.      Duyu Bütünleme terapisi nedir?Bilgi verilir

2.      Öğrenciler, aileler ve terapist eşliğinde öğrenci Ziva tarafından izlenerek değerlendirilir

3.      Öğrencilere tedavi şeklinin önerilir ve öğrenciler terapiye alınır

4.      Öğrenciler ile kullanılabilecek malzemeler belirlenir

5.      Öğrenci ile seanslar 3 saat sürüp aile ve terapist eşliğinde cd çekimi ile tamamlanır

6.      6 aylık dilim için çalışma programının verilir.

 

Son olarak da  Tohum otizm vakfının otizmli bireyin duyusal dünyasına bakış adlı el kitabını aktarıyorum:

 

 

Buradan indirebilirsiniz

2011 Duyusal entegrasyon. Bu siteden verilen bilgiler, yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Teşhis konulması, tıbbi tedavi uygulanması, eğitim planlanması amacı ile kullanılamaz.
Powered by Joomla 1.7 Templates