Otizmin gizemi

Kategori: Otizm yazılarım

Değerli okuyucular, öncelikle şunu söylemeliyim ki bu yazımı, otizmi temel düzeyde bilen (otizm nedir, otizmli bireylerin özellikleri nelerdir vb)aileler ve uzmanlar okumalı, daha otizmle yeni tanışmış insanların okuması durumunda kafaları karışabilir.

Bu yazımda sizlere otizmle ilgili düşüncelerimi, varsayımlarımı anlatmak istiyorum.

Öncelikle Cem kınacının şu ifadelerini sizlere aktarıyorum:

‘’Doğal gıdalardan ve yaşamlardan uzaklaştıkça beden ve ruh sağlığımız bozuluyor. Marketlerdeki raf ömrü uzasın diye hazır gıdalara konulan koruyucu katkı maddeleri ile olumsuz hava ve çevre şartları birçok hastalığa sebep oluyor. Bağırsaklarda geçirgenliğin bozulmasına sebep olan bu maddeler, vücuda zehirli maddelerin ve ağır metallerin girmesine zemin hazırlıyor. Ağır metallerin beyinde birikmesi sonucu özellikle çocuklarda başta otizm olmak üzere birçok zihinsel sorun oluşuyor. Otizm sadece zihinsel değil, sindirim sisteminde başlayıp beyin hasarı ile devam eden bir hastalıktır.

 

Otizme zemin hazırlayan etkenlerin başında genetik yatkınlık yer alıyor. Bazı genler narin ve kırılgandır. İnsanların yüzde 60'ında böyle genler vardır. Çatlak bir cam düşünün. Üzerine baskı uygulamadığın sürece cam kırılmaz. Baskı uygularsan kırılır. Çevresel faktörler burada devreye giriyor. Genetik olarak yatkın bir çocuk toksik maddelerle karşılaşmasa, yanlış beslenme biçimleri olmasa bu noktaya gelinmiyor. Bu çocuklar 50 yıl önce doğsalardı otistik olmayacaklardı.

 

Otizme yatkın olarak doğan çocuklar genellikle bağışıklık sistemlerinde yetersizlik, hormonal bozukluk, alerji, sindirim sistemlerinde bozukluklar ve buna bağlı beslenme yetersizlikleri ile dünyaya geliyor. Bu çocuklar doğumdan itibaren kendini ele veriyor. Sürekli gaz, ishal, kabızlık sorunları yaşanması, gece uykusunun bozulması ve huzursuzluk hali varsa, çocuğun sindirim sisteminde bozukluk olduğu anlamına geliyor.

Çevresel etkenlerin uzaklaştırılması, sindirim sisteminin düzeltilmesi, doğal gıdaların kullanılması, bağışıklık sisteminin desteklenmesi, vücudun toksinleri temizleme yollarının desteklenmesi, doğal veya kimyasal yollarla ağır metallerin uzaklaştırılması gereklidir. Cem KINACI’’

 

(Not: Cem Kınacı’ya bazı konularda katılmıyor olabiliriz ancak bu, onun söyledikleri içersinde bizlerin katılacağı hiçbir şey yoktur anlamına gelmez…)

 

Evet, böyle anlatıyor otizmi bize Cem KINACI…O zaman ben şöyle devam edeyim:

Otizmin sebebi:

Çevresel faktörler (Doğal gıdalardan uzaklaşılması, çevre kirliliği) genetik yatkınlıkla birleştiğinde sonuç otizm(beyindeki bazı bölgelerin ve/veya beynin bazı bölgelerinin işleyişinin bozulması) oluyor.

 

Otizmin yapısı-otizm nedir?

 

Sonuç otizm oluyor dedik peki bu ne demek. Bu; beyindeki nöronların yapısının ve işleyişinin bozulması demektir. Yani otizm; çevresel faktörlerle genetik yatkınlığın bir araya gelmesi sonucu beynin kimyasal yapısının bozulması ve bireyin norm dışı davranışlar sergilemesi, norm içi davranışları sergileyememesi demektir.

 

Şimdi buradan itibaren beynin yapısı ve işleyişi ile devam edelim:

 

İnsan beyni, sinir sisteminin bilinç, düşünce ve akıl gibi yeteneklerinin toplandığı bir merkez olarak kafatasının içinde iki yarım küreden yapılmış en önemli organdır.

Beyinin her iki yarım küresini birbirine bağlayan korpus kallosum denen ve sinir liflerinin yaptığı köprüsel bir yapı vardır. Bu sinir ağları vasıtasıyla her iki yarım küre birbiri ile bağlantı içindedir ve sürekli bilgi alış verişi olur. Korpus kallosum ne kadar iyi gelişmiş ise insanın bir bütün olarak beyinsel yeteneklerini sergilemesi ve beynini bir bütün olarak global maksimum kullanması o kadar artar ve üst düzeye çıkar. Eğer korpus kallosum iyi gelişmemişse o zaman sağ ve sol beyinden hangisi baskın ise kişi o özellikleri ön plana çıkararak hayatını sürdürür.

İşte buradan hareketle; otizmli bireylerin kiminde sağ beyin kiminde ise sol beyin daha iyi çalışmaktadır. Ancak esas problem aradaki bağlantıyı kuran yerde olduğu için, örneğin sol yarım küresi daha gelişmiş olana otizmli bir bireyin sadece görsel konulara veya müziğe ilgisi olmaktadır. Bu otistik bireylere müzik dinletildiğinde aradaki mesaj alışverişi başarılı olmaktadır. Ancak sol beyinle alakalı bir etkinlik verildiğinde köprüsel yapı da gelişmediğinden bu konuya otistik birey ilgi gösterememektedir.

 

Bazı otistiklerde nöronlar aşırı fazladır ve onun beyninde sürekli bir mesaj trafiği olmaktadır. Bu nedenle mesaj trafiğini anlamlandıramayan otistik birey sürekli anlamsızca konuşmakta, ekolali yapmakta, aşırı hareketli olmakta, sürekli oradan oraya yürümektedir.

 

Bazı otistik bireylerde ise nöronlar çok daha az sayıda olmaktadır. Bu özellikteki otistikler ise çok durgun,sakin ve konuşmayan otistikler olabilmektedir.

 

Yani nöron fazlalığı veya eksikliği otistik bireylerin ya çok hareketli ya da çok durgun olmalarına sebep olmaktadır.

 

İşte otizm-çevre kirliliği-doğallıktan uzaklaşma-genetik yatkınlık -beyin ilişkisi bu düzlemdedir.

 

O halde uzmanlar araştırmalarını bu yönde sürdürmeliler ve eğitimin yanı sıra biyomedikal tedaviler de uzmanlar tarafından takip edilerek çok dikkatli bir şekilde uygulanmalı

 

Beyinle ilgili bazı bilgiler:

 

Vücut ısısını ayarlıyor, görmemizi, duymamızı, hissetmemizi, aşık olmamızı bile o sağlıyor. Tüm bunlara vücutta bin 400 gram ağırlığındaki beyin neden oluyor.

 

Öyle karmaşık bir organ ki, beynin nasıl işlediğine de insan aklı yetmiyor! Uzmanlar ‘Beynin ne yaptığını biliyoruz ama ne yapacağını bilmiyoruz’ diyor.

 

Beyninizde tam 100 milyar sinir hücresi bulunuyor.

 

Merkezi sinir sistemimiz sadece elektrik ve kimyasal düzende anlıyor. Bir beyin başka birinin dokunmasını hissetmez. Duyumlar öncelikle elektrokimyasal dile dönüştürülürler.

Konuşmanın hakimi sol beyin. Ancak başka bir bölge onun bazı görevlerini yerine getirebiliyor. Bir örnek verecek olursak, İtalyan gemicinin sol beyni tahrip oluyor, konuşamıyordu ama şarkı söylüyordu.

Otizmin Çaresi

Değerli okuyucular şu halde gerçekçi olalım.

‘Umarım bir gün otizmin sebebi bulunur,bir gün otizmin çaresi bulunur’ gibi söylevler, temenniler sadece duygusal bir yansıma olmaktadır. Yani bu koşullarda hiç de gerçekçi temenniler değildir. Hiçbir zaman otizmin çaresi olmayacaktır. Şöyle düşünelim.

Down sendromunun sebebi ya da nasıl olduğu tespit edilmiştir. Down sendromu, nörotipik bireylerde 46 olan kromozom sayısının bazı bireylerde 47 olmasından kaynaklanmaktadır. Bu kromozom fazlalığının neden kaynaklandığı tam olarak bilinmese de, 35 yaşından sonra doğum yapan kadınların çocuklarında görülme olasılığı yüksektir. Bunun nedeni kromozom ayrılmalarının ileri yaşlarda daha düzensiz olmasından kaynaklanmaktadır. Bununla beraber, hücre bölünmesi sırasında meydana gelen ayrılmamalar da bu hastalığın sebeplerinden olabilir.

Şimdi; otizme kıyasla hakkında çok daha fazla şey bilinen down sendromunda bile bir çözüm üretilememişken otizmle ilgili böyle bir beklenti mantık dışıdır. Kaldı ki down sendromunda 21.kromozomun fazla bölünmesi engellense bile, bu- o zamandan itibaren -yeni down sendromlu çocukların doğmasını engelleyecektir. Bunun dışında yaşamakta olan down sendromlu bireylerin hayatında hiçbir değişiklik sağlamayacaktır.

İşte otizmde de aynı şey olacaktır. Eğer bir gün otizmin sebebi gen ya da genleri bulunsa bile bu yeni otistiklerin doğmasını engelleyecektir. Henüz yaşamakta olan hiçbir otizmliye bir faydası olmayacaktır.

Hatta bir ek bilgi vereyim kromozomu tespit edilen down sendromunu ele aldık, hala daha o kormozomu hiçbir doktor azaltamamaktadır. Sadece gebelikte tespit edip çocuğu aldırmaktır önerdikleri yoksa bu kromozomları eşitleyebilecek bilgide değildir tıp…

Düşünün ki otizmde de eminim öyle olacaktır. Anne karnında tespit edilmesi büyük gelişme olacaktır ileride. Ancak buna karşın tek önerebildikleri bebeği aldırmak olacaktır…

Bu da etik, bilimsel ve dini açıdan oldukça tartışmalı bir konudur…

Zaten ifade ettiğim gibi otizmin sebebi çevresel faktörler artı genetik yatkınlık olduğunda ne yapılırsa yapılsın otizmi ortadan kaldıramazlar. Aslında şu an bile yeni otistiklerin doğmasını engellemek mümkün.

Nasıl mı?

Bundan 100 yıl önce olduğu gibi doğal beslenmeye dönülsün, ilaç kullanımı azaltılsın veya ortadan kaldırılsın, cep telefonu vb. bir sürü radyasyon yayan aletler yok edilsin, kullanılmasın ve bunun gibi bir çok önlem alınsın, yani bir anlamda 100 yıl önceki yaşama geri dönülsün.

Bakın o zaman 50 yıl içersinde genlerimiz temizlenecek ve otizmin görülme oranı hızla azalacaktır. Peki bu mümkün mü? Eğer bu ne kadar mümkünse otizmi ortadan kaldırmak da o kadar mümkündür.

Dikkat edelim lütfen kimsenin hayallerini yıkmak, birilerini üzmek veya birilerini sevindirmek için yazmıyorum bunları sadece gerçekçi olalım, umut tacirlerinin eline düşülmesin diye bunları anlatmaktayım…

Peki otizmli çocuğu olan aileler ne yapsın: Reçete mi istiyorsunuz ya da bana bir çare söyle mi diyorsunuz işte otizmin çaresi:

Öncelikle bu iş ekonomik ve sosyo kültürel imkan meselesi.

Eğerekonomik durumunuz yüksek ise ve kültürel seviyeniz iyi durumdaysa yani bazı durumlarda doğruyla yanlışı birbirinden ayırabilecek seviyede iseniz:

Otistik çocuğunuzun 2 yaşında tespit edildiğini düşünelim. Hiç vakit kaybetmeden beslenme uzmanlarıyla(alanında uzman üniversite doktorlarını kast etmekteyim, diyetisyenleri değil) iletişime geçip çocuğunuza ağır metal vb testleri yaptırmalısınız. Bağırsak geçirgenliği vb. özelliklerini öğrenmelisiniz . Çocuğunuzda bu tarz alerjiler, toksinler, ağır metaller vb. tespit edilirse doktorunuzun kontrolünde gerekli diyetlere ve tedavilere başlayınız. Aynı zamanda bir taraftan da çocuğunuzun 3-4 yaşlarını mutlaka kreşlerde akranlarıyla bir arada geçirmesini sağlayınız. 5 -6 yaşlarını ise muhakkak anaokulunda-sınıfında gölge abla-abiyle beraber vakit geçirmesini sağlayınız. Ayrıca tanıdan itibaren nitelikli bir özel eğitim öğretmeninden ev ortamında davranış terapisi almasını sağlayınız. Bu arada kendinizi otizm konusunda çok iyi yetiştiriniz. Evde çocuğunuzu tv karşısında oturtup kendi haline asla bırakmayınız. Mutlaka siz de onunla özellikle yerde oyunlar oynayınız. Bütün bunları yaptığınızda çocuğunuz büyük ihtimalle yaşıtlarıyla beraber ilköğretim 1. Sınıfa gidebilecektir. Buradan itibaren de hem okula devamını sağlayınız hem de özel eğitimcinizden destek eğitim aldırmaya devam ediniz. Bu arada doktor kontrolünde uyguladığınız tedaviye asla ara vermeyiniz. (Not: Bu tedavi her çocukta gerekli değildir. Bazı otizmli çocuklarda ağır metal atılımı vb. tedavilere gerek kalmamaktadır.)

İlkokuldaki performansına göre hayatının geri kalanında nasıl bir yaşama doğru gittiğini siz zaten kendiniz de görebileceksiniz…

Bu arada çocuğunuzun yaşı büyüdükçe ona alışkanlıklar da kazandırmanız gerekmektedir. Örneğin ilgi durumuna göre, müzik, resim vb. alanlarla uğraşmasını sağlamalısınız, yine ilgi ve yeteneği ölçüsünde yüzme, masa tenisi, vb. sporla onu uğraştırmalısınız. Özellikle aşırı hareketli çocukların enerjilerini atmaları için birebirdir.

Ona bir yaşam kalitesi sunmalısınız. Evden özel eğitim sınıfına-okula, sınıftan eve giden ve başka hiçbir eğlencesi olmayan bir çocuktan çok fazla bir verim elde edemezsiniz…

Çocuğunuz artık 20 li yaşlara gelmiştir ve ona bu imkanları doğru bir şekilde sunduysanız büyük ihtimalle bir işyerinde çalışıyordur, ya da belki üniversiteye gidiyordur kimbilir…

Not: Anlattıklarım ortalama otizmli bireyler içindir. Çok daha düşük işlevli ya da çok daha yüksek işlevli otistikler için daha farklı öneriler getirilebilir.

Bütün bunlar en mükemmel otizmle mücadele yaklaşımı, bu yaklaşımdan ne kadar saparsanız otizmle mücadelede o kadar geriye gidersiniz…

Yani Taşra’da yaşayan 8 yaşındaki bir otistik çocuğu ele alalım. Bu yaşa kadar çocuk hiçbir eğitim almamıştır. Aile biraz bilinçlenmiş alternatif tedaviler duymuştur. Ve alır baba çocuğunu yanına, yurdu buram buram gezer. Bütün alternatif tedaileri uygulatır. 2 yıl sonra geri döndüğünde elde hiçbir şey yoktur ve olan para da tükenmiştir. Aile yılgınlık içersindedir. Ümitleri tükenmiştir ve enerjisi boşa harcamıştır. İşte bu da en kötü tablolardan birisidir. Değerli aileler bu şekilde çocuğunuza hiçbir faydanız olmaz. Lüften kendinizi ve çocuğunuzu boş yere yıpratmayınız…

Not: Hiçbir yerden, hiçbir çıkarım yok ve bu nedenle bütün yazılarımı özgürce yazmaktayım. Tek isteğim aileler ve uzmanlar bilinçlensin ve otistik çocuklara daha iyi bir gelecek kurulsun…

Dikkat: Burada yazdıklarımın bir kısmı bilimsel olarak ispatlanmamıştır.

Saygılarımla

Zihin Engelliler Öğretmeni

Berat ÇELİK

2011 Otizmin gizemi. Bu siteden verilen bilgiler, yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Teşhis konulması, tıbbi tedavi uygulanması, eğitim planlanması amacı ile kullanılamaz.
Powered by Joomla 1.7 Templates